Benim Sevgili Şairim

İbrahim Berksoy

 

-Ansızın yitirilen bir şairin ardından-

 

En çok gevrek gevrek gülüşün kalmış aklımda…katıla katıla gülüşün…

“Şahsi” bir şairdin, bilmez değildim; bilirdim…

Bir Ağustos günü Halim’in cep telefonuma gönderdiği mesaj yalın, açık ve dolaysızdı: “Emin Akdamar öldü”…Hepsi bu: “Emin Akdamar öldü”…

Halim’in mesajını okuduğum anki şaşkınlığım, ummadıkları bir anda topu ağlarında gören kalecilerin yüzlerinde beliren şaşkınlık gibiydi. Bir farkla: mesaj bilincime yerleştikçe şaşkınlık bir büyük acıya dönüşüyordu içimde…

Cenaze töreninde yakın arkadaşları olarak onu son yolculuğuna uğurlarken anladım ki  gündelik yaşantımızda ansızın kapıdan içeri girip neşeli bir edayla bizleri selamlayan sevgili arkadaşım, bugün artık eski fotoğraflarda aranan,  ama bir türlü bulunamayan bir şaire dönüşmüş…Keşke birlikte daha çok fotoğraf çektirseymişiz, daha çok bir araya gelseymişiz, uzun yolculuklara çıksaymışız…Daha çok gülsek, daha çok güldürseymişiz birbirimizi…

Emin Akdamar, doğma büyüme Kayseriliydi. Kayseri’nin yerlisiydi. Sesi ve yüreği Kayserili bir modern çağ şairi…Sözcüklerden şiir yapan bir tüccar…

İlk şiir kitabı, adını Kayseri’de kullanılan bir deyimden alıyordu: “Ağustos Yazdan Sayılmaz”….Kuşadası’nda tatildeyken kalp krizinden ani ölümü de Ağustos ayına rastladı…

Çeşitli vesilelerle yaptığımız edebiyat sohbetlerinden bilirim: sohbete sesiyle, soluğuyla, mimikleriyle, bedeniyle, tüm kişiliğiyle katılan bir şairdi Emin Akdamar…

Dediğim gibi: “şahsi” bir şairdi…Konuşmalarında, yazılarında “alıntılar”a bel bağlamayan, kendi sesini yükselten şahsi bir şair…

Bugüne değin epeyce şiir yazdı, epeyce söz eskitti aslında ama yine de daha yazacak çok şiiri, söyleyecek çok sözü vardı kuşkusuz…

Gündelik yaşamımıza yerli yersiz giren hemen her nesne, her yapı, her söz, her kavram bir şekilde onun şiirine yansır ve okurunu şaşırtırdı. Kimi zaman viyadüklerdi söz konusu olan, kimi zaman da alfabede birbirini izleyen iki harç: C ve Ç…

Şiir yazarken iki şeye çok özen gösterdiğini yakından biliyorum: Şiiri gösterecek şairane bir ad ve şiirdeki atmosfere layık, özel seçilmiş bir-iki şaşırtıcı sözcük…Yazdığı şiirlerin adına bir de bu gözle bakın lütfen. Eminim, sözlerim yerini bulacaktır.

Rehgüzar’daki şiirleri de okudum elbette (okumasam olmazdı!) ama ben en çok onun Ağustos Yazdan Sayılmaz’daki şiirlerini kendime yakın buldum. Belki de o şiirlerde anlatılanlara, imgelere, sergilenen duyarlıklara, göndermelere kendimi daha yakın buluyordum. O şiirlerdeki dizelerin arasında teklifsizce dolaşabiliyordum…Örneğin şu dizleler:

“aramızda son bir sözün söylenmemesi

Türkçe özürlü bir sığlık yalnızca”

Eşik dergisini yayımladığımız dönemden çok iyi biliyorum: Emin’in çantasında, çantası yanında değilse cebinde, dosya kâğıdına daktilo ile yazılmış her zaman yeni bir şiir bulunurdu.  İşte bu dizeler de öylesi şiirlerden birinin ilk iki dizesiydi: Böylesine etkileyici iki dizeyle başlayan bir şiiri okurlarınızla nasıl paylaşmazsınız?..Böyle pek çok dize anılabilir…

Edebiyat dünyasındaki bayağılıklara, düzeysizliklere, küçük hesaplara, söylentilere zaman zaman epeyce içerlediğini; bazen bir kırgınlık bazen da öfkeli bir sitem sonucu sessiz sedasız edebiyat ortamlarına kayıtsız olduğunu biliyoruz. Kayseri’de Bilgi Kitabevi’nin üst katındaki salonda yakın dostlarıyla  yaptığı sohbetlerde şairlerle, dergilerle, edebiyat dünyasındaki magazin ağırlıklı ilişkilerle ilgili  değerlendirmelerini, sitemini, küçümseyişini, kırgınlıklarını yüksek sesle dile getirmekten hiç çekinmezdi…Ancak, yeniden belirtmek isterim: Sohbet ya da tartışma ortamlarında çoğu kişi sesini yükseltir; ama yükselttikleri ses özünde kendilerinin değil, başkalarının sesidir. Emin “şahsi” bir şairdi, yükselttiği ses her zaman kendi sesiydi…

Emin Akdamar benim sevgili şairimdi… Onun neşeli hali, gevrek gevrek gülüşü, kendi sesini yükseltişi hiç aklımdan çıkmayacak…Değişik duygulanımlarla şiirlerini yeniden yeniden okumak için her zaman gerekçelerim olacak…

Emin Akdamar’ın aramızdan ayrılışı gerçekten ani oldu. Hazırlıklı değildik böyle üzücü bir haber almaya. Onu tanıyan, seven tüm yakınları, dostları, arkadaşları eminim aynı sızıyı duyuyorlardır içlerinde…Böylesi her üzücü haberde “ne çok azalıyoruz öyle” demekten kendimizi alamıyoruz…Adres defterlerimizdeki çok sevgili arkadaşlarımızın isimlerinin üstünü umarsızca çizmek acı verici…Bu arada söylemeden geçmek olmaz: aramızda adres defteri en kabarık olan da Emin Akdamar’dan başkası değildi!..Arkadaş canlısıydı; seveni, ahbabı, arkadaşı çoktu…

Sevgili şairimi bu duygularla son yolculuğuna uğurlarken, onun şu dizelerini burada paylaşmak isterim:

“gök gürler gecelerde

sözler yarım kalır şiirler de

eksilir karanfiller

anılarda anı defterlerinde

 

adettendir isim koymak ölümlere

yaz da biter”