|
Gezi Yazıları |
|
Gündelik hayatın "doğal" akışında ne zaman bir "gedik" bulsam omzumda emektar sırt çantam yollara düşerim. Çoğu zaman uzun yol otobüsü, kimi zaman da bir çift ray üzerinde bir kuğu gibi kayıp giden tren ya da metal kanatlı bir kuş alır götürür beni uzaklara. Adını bilip de bir yol gidip görmediğimiz; gitsek bile semtine öylesine, üstünkörü uğradığımız uzaklara... Yurtiçinde ve yurtdışında yeni yerler görmek, yeni insanlarla karşılaşmak benim için artık "ilgi alanı" olmanın ötesinde bir "tutku". Bugüne değin olanaklarım ölçüsünde pek çok yer gezdim, pek çok insan tanıdım. Gezilerden edindiğim izlenimleri çevremdeki insanlarla hep paylaştım. Gezi yazıları işte bu paylaşma isteğinin ürünü yazılar...
|
|
5 gece 6 günlük güzel bir tatilden arta kalan izlenimler, anımsamalar... Gök Mavisiyle Zeytin Yeşilinin Buluştuğu Bir Yarımada: Ayvalık
|
|
Bu kez yolculuk önce Ege'nin güzel kıyı kenti Marmaris'e; oradan da doyumsuz bir kara yolculuğu eşliğinde uzun bir yay çizip A(ş)kdeniz'e tepeden bakan Kaş'a...
|
|
"Ana Gibi Yar, Bağdat Gibi Diyar Olmaz"
|
|
Sultanahmet, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Dikilitaş, Kapalıçarşı, Yerebatan Sarnıcı, Hipodrom... Birbirinden ilginç tarihsel mekanlarıyla farklı kültürlerden insanların renkli hayatlarına ev sahipliği yapan "Eski İstanbul"u, deyim yerindeyse, avucumun içi gibi bilirim. Ne var ki, bu kente her gelişimde, eski İstanbul'un gizemli mekanlarında dolaşırken, kentin o ana kadar bilmediğim yepyeni bir yüzüyle karşılaşmak şaşırtır beni. Bu kez de öyle oldu: Sultanahmet Meydanı'ndaki açık hava çay bahçelerinin birinde içtiğim çayın nefis tadı Kapalıçarşı'da içtiğim çayın tadına karıştı birden... Üzeri sarı yaldızlı, ince belli, incecik bardaktan içtiğim kan kırmızısı çayın kokusu ve damağımda bıraktığı unutulmaz tat… O tat hala damağımda…Bir tek karanfil kokusu eksik… "Açız...üşüyoruz... ama hürüz..."
|
|
Adettendir, her gezi dönüşünde sorulur: “Yediğin içtiğin senin olsun, gezdiğin gördüğün yerleri anlat”… Mayıs sonuydu. Bir akşamüzeri metal kanatlı bir kuş biz 40 kadar mühendisi seyyar bir merdivenden gövdesinin içine alıp göz açıp kapayıncaya kadar Ankara’dan Erzurum’un yüksek yaylalarına bırakıvermişti. Yolculuk Artvin’eydi. Bir gece Erzurum’da konakladıktan sonra ertesi sabah kenti şöyle bir gezip, Yusufeli üzerinden Artvin’e gidecektik. Gece, ışıklar altında Erzurum’un ana caddesinde kısa bir yürüyüş, cadde üzerinde geniş bir pastanede arkadaşlarımızdan birinin yaş gününü kutlayış bir haftalık gezimizin oldukça güzel ve keyifli geçeceğinin ilk belirtileriydi… |